Ramazan ve Oruç
Bildiğiniz gibi mübarek ramazan ayına girdik, o manevi atmosferi hissetmeye, yaşamaya başladık. Ve aklımıza ilk gelense bu ayı nasıl değerlendireceğimiz sorusu oldu. Orucun şuurunda olan kişi elbette bilmeli ki oruç aç kalmak suretiyle yapılan, sadece mideyi ilgilendiren bir ibadet değildir. Hem maddi hem manevi boyutu vardır. Bu da mideyle beraber göze, dile, kulağa, kalbe, fikre ve asıl olarak nefse oruç tutturabilmekle tam olur. Kulağa garip gelse de, evet, asıl olan nefse oruç tutturabilmektir. Bazılarının halis niyetten uzak, yalnızca kilo vermek amaçlı yaptığı perhiz değil, aslolan nefsi oruçla beraber perhize sokmaktır. Efendimiz (s.a.v)’in müjdelemiş olduğu Ramazan Ayı girdiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları da kapanır, şeytanlar ise zincire vurulur hadis-i şerifinden anlıyoruz ki biz bu ay Rabbimize en azından yarı yarıya daha da yakınız. Çünkü bizleri O’nun rızasından alıkoyacak iki engelden biri olan şeytan zincirlere vurulmuş durumda. Geriye ise yalnızca nefis engeli kalıyor. Bu engeli de ibadet ve taate sımsıkı sarılıp, baş tacımız, yol göstericimiz, Rabbimizin kelamı olan Kur’an-ı Kerim’i kendimize şiar edinerek geçmemiz mümkün. Atlamamamız gereken diğer bir nokta da Kur’an’ı asıl olarak kalbimizle okumamız gerektiğidir. Gözün vazifesi yalnızca ilahi aşkla yanmasını arzu ettiğimiz kalbe gözlük olabilmekten öte değildir. Bu ayda daha fazla tefekkür edelim, daha fazla Kur’an okuyup daha fazla namaz kılalım, daha fazla yardımda bulunalım, daha fazla uyumlu ve geçimli olalım ki Allah’ın rahmetine kavuşalım.
Yine Efendimiz(s.a.v)’in müjdelediği ve yalnızca kendi ümmetine hediye olarak verilmiş saklı bir hazine olan Kadir gecesi de bu ayın içinde gizlidir. Nedir peki kadir gecesi? Ona bu değeri neden atfediyoruz? Bu bin aydan daha hayırlı bir gecedir. Rahmet kapılarının sonuna kadar açıldığı, Rabbimizle bizim aramızda bir köprü olan Kur’an’ın nazil olmaya başladığı, ertesi yıl olacak olayların belirlendiği, bu geceyi faziletine inanarak ve alacağı sevabı Allah’tan bekleyerek ibadetle geçiren kişiye geçmiş günahlarının affolunacağı müjdesinin verildiği tek gecedir. Ve yine tüm bu güzelliklerin içinde unutmamamız gereken diğer bir nokta da dünyanın çok farklı coğrafyalarında Ramazan’ı bomba sesleriyle, tank gölgelerinde, çeşitli işkencelerle, açlıkla sefaletle buruk bir şekilde karşılayan, özlemle kucaklayan din kardeşlerimizin de var olduğudur. Rabbimiz “Bana dua eden kulum yok mu? Onların duasına icabet edeyim.” buyurmuyor mu? O halde en azından dualarımızda unutmamamız gerek bu kardeşlerimizi. Acıları acımız, davalarımız davamızsa, en azından samimi yakarışlarımızda geçmeli isimleri.
Efendimiz (s.a.v) “Eğer insanlar Ramazan’ın ne olduğunu layıkıyla bilselerdi, senenin tamamının Ramazan olmasını arzu ederlerdi” buyuruyor. Öncelikli hedefimiz layıkıyla bu bilişe nail olabilmemiz olmalı. Daha sonra bu biliş ışığında yılda yalnızca bir ay beraber olabildiğimiz bu sayılı günleri ‘keşke’lerin pişmanlığına bırakmayacak kadar iyi değerlendirmemiz.
Şunu da ekleyelim ki, nasıl oruçluyken ağzımıza bir şey girmemesine dikkat ediyorsak, aynı ölçüde ağzımızdan çıkan her söze de dikkat etmemiz gerekir. Yalnızca hayırlı sözler dökülmeli dilimizden. Ve bu ayda yapılan nafile ibadetlere dahi diğer aylarda yapılan ibadetlerden 70 kat fazla sevap verildiğini her daim hatırlatmalıyız kendimize. Bu ayı ahiret kazanmak için fırsat bilmeliyiz. Ayrıca gençlikte yapılan ibadetlerin değerini de kat kat fazla olduğunu da unutmamalıyız. Ahrette “Gençliğini nerede harcadın?” sorusu karşımıza çıktığında “Rabbim Senin yolunda, rızan doğrultusunda harcadım” cevabını hepimiz verebilmeliyiz. Bu farkındalığımızı diğer kardeşlerimizle de paylaşmalı, Efendmiz (s.a.v)’den bize kalan tebliğ görevini yerine getirebilmeliyiz. Son olarak dikkatinizi çekmek istediğim diğer bir husus da son yıllarda eski Ramazan’lar adı altında gözlerimizin boyanmaya çalışıldığı, türlü çirkinliklere karşı bilinçli gençlik çizgimizi korumamız gerektiği olacaktır. Sanki dedelerimiz zamanında yapılıyormuşçasına, bir yandan da onları lekeleyen zenne şovları, dansöz oynatmaları gibi rezilliklere karşı tavrımız net olmalıdır. Bizler cihanda adalet timsali olan, dini hakkıyla yaşama gayesi güden, düşmanları tarafından bile takdir edilen bir neslin torunlarıyız. Bu gibi şamatalardan uzak kalmalı, akraba ve dost çevremizi bu yönde uyarmalıyız. Ayrıca Ramazan çarşısı, pazarı diye kurulup, insanları israfa, savurganlığa davet eden hilelere karşı uyanık olmak da bizler için kaçınılmaz bir görevdir.
Belki bu dünyada ebedi cenneti kazanmamız için geçmemiz gereken imtihanların çok başındayız, ama tıpkı erişmiş olduğumuz bu Ramazan Ayı gibi, bize sunulan çok özel fırsatların da varlığını zihinlerimize nakşetmeliyiz. Mutsuzluk bir mümin için asla söz konusu değildir.
Mehmet Zahid Kotku’nun (r.a) şu sözleriyle son bir Ramazan değerlendirmesi yapalım:
Ramazan Ayı aç kama ayı değildir.
Ramazan Ayı açları doyurma ayı da değildir.
Ramazan Ayı tok gezme ayı hiç değildir.
Ramazan Ayı günahlardan arınma ayıdır.
Günahlarımızdan arınalım ki olgunlaşalım.
Her şeyin olgunu makbul olduğu gibi insanın da olgunu makbuldür.
İnşallah Rabbim bu güzel ayımızı razı olduğu şekilde nihayetlendirmemizi nasip etsin, her bir günümüzü hayırlarla süslesin, bu ayda tattığımız tarifsiz huzur ve maneviyatı, yaşadığımız tüm güzellikleri ömrümüze yaysın. Burada bizleri bir araya getirdiği gibi cennette de Resul’ün sancağı altında toplanmayı nasip etsin. Hepinize tekrar hoş geldiniz demek istiyorum ve şimdiden bu güzel ayı uğurlamak için toplanacağımız bayramlaşma programımıza sizleri davet ediyorum. İnşallah yıl içinde de çeşitli program ve etkinliklerde de yeniden görüşebilmek duasıyla Allah’a emanet olun…
Ayşe Nur Güney
Önceki Yazılar
VERA